Anayasa değişiklik teklifi hakkındaki yorumların değerlendirmesi (6)

 

Fazıl Önder Sönmez

 

Önerilen sistemde Meclisin yürütme üzerindeki siyasî denetiminden sonra yürütmenin cezaî sorumluluğu üzerindeki denetimini, yani Meclis soruşturmalarını ele alalım.  

 

“Cumhurbaşkanının işlediği bir suçtan ötürü Yüce Divana sevk edilmesi için 400 milletvekilinin onay vermesi gerekecek. Cumhurbaşkanının Meclisteki desteği göz önüne alındığında bu sayının bulunması imkânsızdır.”

 

Mevcut sistemde cumhurbaşkanının cezaî sorumluluğu yoktur. Yürütmenin başındaki başbakan ise işlediği iddia edilen suçlardan ötürü milletvekillerinin salt çoğunluğunun (276/550 veya 301/600) onayı ile Yüce Divan işlevi gören Anayasa Mahkemesinde yargılanabilir. Parlamenter sistemde hükümetin görev yapabilmesi için milletvekillerinin çoğunluğunun güvenoyu vermesi şart olduğundan,  görevde olan bir başbakanın Yüce Divana sevki iktidar partilerinde çözülme olmadığı sürece mümkün değildir. Başbakan aleyhine salt çoğunluk bulunursa zaten hükümet düşürülür. Mecliste çoğunluğun desteğine sâhip olan bir başbakan veya bakanlar ancak partileri bir sonraki seçimde yenilgiye uğrayıp Mecliste azınlığa düştüğü takdirde yargılanmak üzere Yüce Divana sevk edilebilir. Önerilen sistemde yürütmenin başında olan cumhurbaşkanı, görevi ile ilgili olsun veya olmasın yaptığı eylemlerden dolayı suçlanabilir ve milletvekillerinin 2/3 çoğunluğunun (400/600) onaylamasıyla Yüce Divanda yargılanabilir. Tasarıda Yüce Divana sevk edilebilmesi için gereken oy sayısı artırılmıştır. Ancak şu durum gözden kaçırılmamalıdır: Başkanlık sistemlerinde, başkanın partisinin yasama organında azınlıkta kalması olağan bir durumdur. Bu itibarla, cumhurbaşkanını Yüce Divanda yargılatmak için Mecliste salt çoğunluğun üzerinde bir onay şartı konulması yerindedir. Aksi takdirde, cumhurbaşkanının muhalefet tarafından siyasî saiklerle suçlanmasının ve yeterince delillendirilmemiş suçlamalarla yargılanmasının önü açılmış olur. Parçalı bir siyasî yapı varsa Meclisin 2/3 çoğunluğunun onay vermesi imkânsız değildir. Mesela 1999 genel seçimlerinde birinci partinin Meclisteki temsili 1/3 oranının altındaydı. Denilebilir ki başkanlık sistemine geçildiğinde mevcut sistemdeki gibi salt çoğunlukla yargılama olmasa da 2/3 gibi yüksek bir oran yerine 3/5 gibi bir oran uygulanamaz mıydı? Eğer milletvekillerinin 3/5’ü cumhurbaşkanının suç işlediği kanaatine varırsa, Meclis cumhurbaşkanını Yüce Divana götüremese de seçimlerin yenilenmesi kararını alabilir. Eğer halk iddiaları inandırıcı bulursa, bu durum seçim sonuçlarına yansır. Halk ya iddiaları inandırıcı bulmaz ve cumhurbaşkanını tekrar seçer, ya da inandırıcı bulur ve onunla birlikte partisini seçimlerde yenilgiye uğratır.

 

Bu mülahazalar çerçevesinde şu sonuca varabiliriz: Mevcut sistemde de önerilen sistemde de, yürütme organının başında bulunan kişinin Yüce Divana sevki düşük bir ihtimaldir. Ancak bu demek değildir ki, yürütmenin başındaki kişi ve bakanlar herhangi bir yaptırıma uğrama endişesi olmadan rahatlıkla suç işleyebilirler. Görevde oldukları sürece Meclisteki parti grubu Yüce Divana sevk edilmelerini engellese de, yolsuzluk gibi ciddî bir suç işlediklerine dair kanaat halk arasında yaygınlaşırsa, bir sonraki seçimde partinin oyları önemli oranda düşer, yeni oluşan Meclis de onların yargılanmalarının önünü açar.

 

Bazıları ABD örneğinden hareketle, başkanlıkla yönetilen ülkelerde iki partili bir siyasî yapı oluştuğunu iddia etmektedir. Uzun süredir başkanlıkla yönetilen Latin Amerika ülkelerindeki parçalı siyasî yapılar dikkate alınırsa, bu iddianın doğru olmadığı görülür. Brezilya Meclisinde 30 civarında partinin milletvekili bulunmaktadır; son genel seçimde en büyük parti %13 oy almıştır. Başkan değil 2/3 oy oranıyla, 3/4 oy oranıyla bile rahatlıkla görevden uzaklaştırılabilmektedir. Son olarak Brezilya Başkanı Dilma Rousseff Senato tarafından 21 oya karşı 61 oyla görevden alındı. Son 40 senede, Latin Amerika’da 20’ye yakın başkan meclis soruşturması gibi sivil girişimler sonucu görevini bırakmak zorunda kaldı. Dolayısıyla, cumhurbaşkanını yargılamayı kolaylaştırmak parçalı bir siyasî yapı varsa siyasî istikrarsızlık riski doğurur.

 

Önerilen tasarı değerlendirilirken yapılan usul hatalarından birisi de, ülkenin geleceğinde tek partinin baskın olacağı bir siyasî yapı öngörmektir. Çok partili siyasî tarihimizde, son 70 senede Demokrat Parti ve AK Partinin iktidarda olduğu zamanlardaki gibi tek partinin baskın olduğu dönemler de oldu, 70’ler ve 90’larda olduğu gibi parçalı bir siyasî yapının olduğu dönemler de oldu. Dolayısıyla, gelecekte parçalı bir siyasî yapı olması muhtemel bir durumdur. Anayasa değişikliklerini değerlendirirken, böyle bir yapının olabileceği de göz önüne alınmalıdır. Anayasada baskın bir partinin keyfî idaresine karşı önlemler olması gerektiği gibi, parçalı bir siyasî yapının doğuracağı siyasî istikrarsızlıklara karşı da önlemler olmalıdır. Keyfî idareye karşı önlem alayım derken, siyasî istikrarsızlığın yolu açılmamalıdır. 

 

 “Seçilmiş olmadıkları halde, hem cumhurbaşkanı yardımcıları hem de bakanlar milletvekilleri gibi yasama dokunulmazlığından yararlanacaklardır; yani adi suçları için haklarında cezaî takibat yapılamayacaktır.”

 

Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar önemli siyasî sorumluluklar alan kişilerdir. Görevlerini yaparken siyasî saiklerle açılabilecek bir takibata karşı onları korumak gereklidir. Faraza bir dışişleri bakanının önemli bir toplantıya katılmak üzere yurtdışına çıkarken havaalanında bir polis tarafından gözaltına alındığını düşünün. Bu olmayacak bir durum değildir. 17-25 Aralıkta başbakanı ve bakanları hedef alan soruşturma süreçleri yaşandı. 7 Şubatta MİT Başkanı Hakan Fidan bir savcı tarafından ifadeye çağrıldıktan sonra, MİT görevlilerinin soruşturulması başbakanın iznine bağlandı. Benzer durumların yaşanmaması için bakanların yasama dokunulmazlığı olması gereklidir. Mevcut sistemde de, Anayasanın 112. maddesine göre hükümete Meclis dışından bakan olarak atanan kişiler yasama dokunulmazlığından faydalanır.

 

Önerilen tasarıda cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar görevleriyle ilgili suçlardan ötürü mevcut sistemde olduğu gibi Yüce Divanda yargılanacak; görevi dışında işlediği suçlarda milletvekili dokunulmazlığından yararlanacak, milletvekili dokunulmazlığının kaldırılmasına yönelik süreçler geçerli olacaktır.

 

Bu mülahazalar ışığında önerilen sistemde Meclisin yürütme üzerindeki denetimi açısından geriye gidiş olmadığı söylenebilir. Üstelik cumhurbaşkanının partisi Mecliste azınlıkta kaldığı takdirde, Meclisin etkinliği mevcut sistemle kıyaslanamayacak kadar artacaktır. Daha önce belirtildiği gibi, birinci partinin Mecliste çoğunluğu sağlaması mevcut sisteme göre daha zor olacaktır.